alacakaranlık düşünürü
"Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?"

çürümenin kitabı-yeryüzünün tavanaralarından birinde

Salı, Mart 11, 2008
''Uzak ilkbaharlar düşledim; sadece dalgaların köpüğünü ve doğumunumun unutuluşunu aydınlatan bir güneş, toprağa ve her tarafta sadece başka yerde olma arzusu duyma derdine düşman olan bir güneş düşledim. Yeryüzündeki yazgımıza bizi kim çarptırmıştır? Bizi bu somurtkan maddeye zincirleyen kimdir? Çok eskiden, Tanrı'nın ilk ürpertişinde düşen ve taş haline gelen bu gözyaşına çarpan hıçkırıklarımız un ufak olur.Gezegenin öğleleriini ve geceyarılarını hiç sevmedim; sabırsızlıkla, saatlerin ve saatleri dolduran o korkunun olmadığı, iklimleriin olmadığı bir dünya bekledim; yılların ağırlığı altında ölümlülerin iç çekişlerinden nefret ettim. Amaçsız ve arzusuz an nerede? Ya düşüşlerin ve hayatın sezgisine kapalı olan o ilk münhallik nerede? Hiçliğin coğrafyasını, bilinmeyen denizleri ve -verimli ışınların rezaletinden arınmış- başka bir güneşi aradım; önermelerin ve adaların garkolacakları kuşkucu bir okyanus, bilgiden usanmış, uyuşturucu ve sakin, uçsuz bucaksız bir sıvı aradım.Şu yeryüzü- Yaratıcı'nın günahı! Fakat artık başkalarının günahlarının kefaretini ödemek istemiyorum. Kıtaların dışındaki bir can çekişmede, gayri şahsi bir batışa, doğumumun etkisinden kurtulmak istiyorum.''
Read On 0 yorum

çürümenin kitabı-gerilemenin çehreleri

Salı, Mart 11, 2008
''...Bir tükeniş ikliminde yaşarız: Yaratma, uydurma, imal etme fiili, kendi başına değil kendini takip eden boşlukla,düşüşle anlamlıdır. Daima ve kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum olan çabalarımızı gösterebileceğimiz tanrısal ve tüketilemez zemin, kavramlarımızın ve ihsasımızın alanları dışında yer alır.- İnsan yorgunluk eğilimiyle doğmuştur: Dikey konumu benimsediğinde ve böylelikle dayanak imkanlarını azalttığında, olmuş olduğu hayvanın bilmediği zayıflıklara mahkum etmiştir kendini. İki bacağın üzerinde onca malzemeyi ve buna bağlı tüm tiksintileri taşımak! Nesiller yorgunluğu biriktirir ve aktarrırlar; babalarımız bize bir kansızlık mirası, bir yılgınlık yedeği, bir çürüme kaynağı ve yaşam içgüdülerimizden daha güçlü bir hale gelen bir ölme enerjisi bırakmışlardır. Bezginlik sermayemize yaslanan yok olma alışkanlığı da sinir zayıflığını-özümüzü-dağılmış tende hayata geçirmemize böyle imkan verecektir...''
Read On 0 yorum

çürümenin kitabı-gerilemenin çehreleri

Salı, Mart 11, 2008
''...Bir tükeniş ikliminde yaşarız: Yaratma, uydurma, imal etme fiili, kendi başına değil kendini takip eden boşlukla,düşüşle anlamlıdır. Daima ve kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum olan çabalarımızı gösterebileceğimiz tanrısal ve tüketilemez zemin, kavramlarımızın ve ihsasımızın alanları dışında yer alır.- İnsan yorgunluk eğilimiyle doğmuştur: Dikey konumu benimsediğinde ve böylelikle dayanak imkanlarını azalttığında, olmuş olduğu hayvanın bilmediği zayıflıklara mahkum etmiştir kendini. İki bacağın üzerinde onca malzemeyi ve buna bağlı tüm tiksintileri taşımak! Nesiller yorgunluğu biriktirir ve aktarrırlar; babalarımız bize bir kansızlık mirası, bir yılgınlık yedeği, bir çürüme kaynağı ve yaşam içgüdülerimizden daha güçlü bir hale gelen bir ölme enerjisi bırakmışlardır. Bezginlik sermayemize yaslanan yok olma alışkanlığı da sinir zayıflığını-özümüzü-dağılmış tende hayata geçirmemize böyle imkan verecektir...''
Read On 0 yorum

doğmuş olmanın sakıncası...

Salı, Mart 11, 2008
''Yaşamak savaşı, kaybetmektir.''''Cennet dayanılır gibi değildi; yoksa ilk insan kendini ona alıştırmış olurdu. Bu dünya da ondan aşağı kalmaz; çünkü burada cenneti özlüyoruz ya da ondan başka bir şey umuyoruz. Ne yapmalı peki, nereye gitmeli? Hiçbir şey yapmayalım, hiçbir yere gitmeyelim. Hepsi bu kadar basit.''''Tanrı vardır, yoksa bile''''Doğmuş olmaktan dolayı kendimi bağışlamıyorum. Sanki dünyaya gelerek bir gizeme saygısızlık etmiş, adı olmayan önemli bir hata etmiştim. ''''Hiçbir şey yapmıyorum, kabul. Ama saatlerin geçtiğini görüyorum – bu, onları harcamaya çalışmaktan iyidir.''''Tüm cinayetleri işlemiş olmak, baba olma cinayeti dışında.''''Hayatta olmak – Ansızın bu deyimin garipliği ile şaşkına döndüm. Sanki hiç kimseyi ilgilendirmiyormuş gibi.''''Ölüme doğru değil bu koşu, doğum felaketinden kaçarız çırpınarak. Bu yıkımdan kurtulanlar, onu unutmayı deneyenlerdir sadece. Doğum anındaki endişenin geleceğe yansımasından başka bir şey değildir ölüm korkusu … Doğum tiksindirir bizi, bu kesin. Oysa en büyük iyiliğin doğmuş olmak, en kötüsünün hayatın başında değil; sonunda olduğunu ezberlettiler bize. Kötülük, gerçek kötülük, yine de arkamızdadır, önümüzde değil.'''' İki çeşit ruh vardır: gündüz ve gece görünen. Yöntemi de, töresi de farklıdır bunların. Gün ortası saklanılır, her şey karanlıkta söylenir. Başka insanların uykuya gömüldüğü saatlerde insanın kendine sorduğu şey için düşündüklerinin iyi ya da kötü sonuçları pek önemli değildir. Bunun için, kendisine ya da başkalarına yapabileceği kötülüğü düşünmeksizin doğmuş olma talihsizliğini kurcalar durur. Ve gece yarısından sonra başlar tehlikeli gerçeklerin baş döndürücü sarhoşluğu!''
Read On 0 yorum

burukluk-batı

Salı, Mart 11, 2008
''I. – Oturmamış içgüdüler, hasara uğramış inançlar, takıntı ve mızmızlanmalar. Romalar'ı ve Atinalar'ı kollayan genç Alaric'lerin(*) karşısında, her tarafta emekliye ayrılmış fatihler, kahramanlık rantiyeleri; her tarafta hantalların paradoksları. Eskiden salon nükteleri ülkeleri katediyor, sersemleri ya şaşkına çeviriyor ya da inceleştiriyordu. Süsüne düşkün ve hırçın Avrupa, ömrünün baharındaydı; — bugün, tiridi çıkmış olduğundan, artık kimseyi tahrik etmiyor. Bununla birlikte Barbarlar, onun dantellerinin mirasına konmayı bekliyor ve can çekişmesinin uzamasına öfkeleniyorlar.
II. – Fransa, İngiltere, Almanya; belki İtalya. Ya gerisi... Bir uygarlık hangi kazayla durur? Hollanda resim sanatı ya da İspanyol mistisizmi neden sadece bir an parlamışlardır? Dehalarından fazla yaşayan onca halk! Gözden düşüşleri de trajiktir; fakat Fransa'nın, Almanya'nın ve İngiltere'nin gözden düşmeleri, içlerinde tamiri imkânsız olan bir şeye, bir sürecin sona ermesine, bir görevin yerine getirilmiş olmasına bağlıdır; tabiidir, izah edilebilirdir, hak edilmiştir. Başka türlü olabilir miydi? Bu ülkeler rekabet, kardeşlik ve nefret ruhuyla, birlikte büyümüş ve birlikte yıkıma uğramışlardır; bununla birlikte, yerkürenin geri kalan kısmında taze dolandırıcı takımı enerji depoluyor, çoğalıyor ve bekliyordu. Buyurgan içgüdüleri olan kabileler büyük bir güç oluşturmak için toplaşırlar; mütevekkil ve sallantıda oldukları an gelir, küçük bir rol için can atarlar. Artık istila edilemediği zaman, istilaya uğramaya razı olunur. Hannibal'in dramı, erken doğmuş olmaktır; birkaç yüzyıl sonra Roma'nın kapılarını açık bulurdu. İmparatorluk açıktaydı, günümüz Avrupası gibi.
III. – Batı'nın derdinin tadına hepimiz bakmışızdır. Sanat, aşk, din, savaş — bu konularda, artık bunlara inanamayacak kadar çok şey biliyoruz; hem sonra, öyle çok yüzyıl kendini bunlarla yıpratmıştır ki... Tastamam mükemmeliyetin devri geçmiştir; şiirlerin konusu mu? Canı çıkmıştır. — Sevmek mi? Ayaktakımı bile "duygu"yu boşlamıştır. Dindarlık mı? Katedrallere bir bakın: Artık sadece kifayetsizler diz çöker. Hâlâ vuruşmak isteyen kim kalmıştır? Kahramanın miadı doldu; bir tek, gayri şahsî kırımlar yürürlükte. İleri görüşlü kuklalarız, devasızlık önünde numaralar yapmaya ancak yararız. Batı mı? Yarını olmayan bir mümkün.
IV. – Dümenlerimizi adalelere karşı savunamadığımızdan, yakında herhangi bir amaç için gitgide daha az yararlanılabilir olacağız; önüne gelen bizi kıskıvrak bağlayacak. Batı'yı seyreyleyin: bilgi, şerefsizlik ve uyuşuklukla dolup taşıyor. Haçlılar, şövalyeler, korsanlar meğer buna varmak içinmiş, bir görev yerine getirildiğinde kapılınan alıklığa... Roma, lejyonlarını geri çektiğinde, Tarih'ten ve alacakaranlık derslerinden habersizdi. Bizim durumumuz hiç öyle değil. Tepemize ne karanlık bir Mesih inecek!''
Read On 0 yorum

ecinniler

Salı, Mart 11, 2008
.... Varolamaz, ama Tanrı''dır. Bir taş acı duymaz ama taşın düşmesinden duyulan korkuda acı vardır. Acı ve korkuya üstün gelenin kendisi Tanrı olacaktır. O zaman yeni bir hayat başlayacak, yeni bir insanoğlu doğacak ve her şey yenilenecek. Ondan sonra da tarih ikiye ayrılacaktır. Gorilden Tanrı''nın yok edilmesine kadar olan çağ ve Tanrı''nın yok edilmesinden...'' ''Gorile kadar olan çağ mı?'' ''Yeryüzünün ve insanoğlunun fiziksel değişmesine kadar olan çağ. İnsanoğlu Tanrı olacak. Fiziksel yapısı değişecek. Dünya da değişecek. Her şey değişecek... Düşünüşler ve duygular bile. Ne zannediyorsunuz: İnsanoğlu o zaman fiziksel olarak değişmeyecek mi?'' Pek saygıdeğer Stepan Trofimovich Verkhovensky''nin biyografisinden bazı bilgiler. Şimdiye kadar kayda değer özelliklerin olmadığı kentimizdeki garip olayları anlatmadan önce, tecrübeli bir yazar olmadığımdan, biraz geriye gidip, pek becerikli ve saygıdeğer Stepan Trofimovich Verkhovensky''mizi ilgilendiren biyografik bilgilerle başlamanın gerekli olduğunu anladım.
Read On 0 yorum

ezeli mağlup-hedefsiz yaşamak

Salı, Mart 11, 2008
...Sayın Cioran, anlam sorusu katiyetle kaçınılması gereken bir soru mudur?
Bu soru hayatım boyunca kafamı meşgul etti, ama hiçbir cevap bulamadım. Epey okuduktan ve düşündükten sonra, Tuna kıyısındaki bir köylüyle, ya da tarihöncesindeki okumaz-yazmaz insanlarla aynı sonuca vardım: Cevap yotur. Buna tevekkül etmek ve geldiği gibi hayata maruz kalmak gerekmektedir.
(Helga Perz ile yaptığı söyleşi)
Read On 0 yorum

Benim kozmogonim temel kaosa bir üç nokta sonsuzluğu katıyor

''İnandığı zaman inanmadığına inanır, inanmadığı zaman inanmadığına inanmaz.'' ecinniler

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
"çaldığım kendi yerim mi?" [M.Blanchot]

İzleyiciler

İzlek