alacakaranlık düşünürü
"Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?"

karamazov kardeşler

Cuma, Mart 27, 2009
- Şaka ediyormuşum! Dün de dedenin yanında iken şaka ettiğimi söylediler. Bak yavrum, on sekizinci yüzyılda bir günahkar vardı: Şöyle bir laf ortaya attı:"Eğer Tanrı olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" dedi."S'iln'existait pas Dieu il faudrait l'invanter" ve garip olanı, insanda hayranlık uyandıran, Tanrının gerçekten varolması değildir. Asıl hayranlık uyandıran şey, insan gibi acımak bilmeyen vahşi bir hayvanın içinde "Tanrının varolması zorunlu bir şeydir!" diye bir düşüncenin uyanmasıdır.Tanrı düşüncesi o derece kutsal, o derece insanı duygulandıran, o derece derin ve insana onur kazandıran bir düşüncedir, işte! Bana gelince, ben çoktandır: "İnsan mı Tanrıyı yarattı, yoksa Tanrı mı insanı yarattı?" diye düşünmekten vazgeçtim! Artık bu konuda tüm çağdaş Rus gençlerinin ortaya attıkları düşünceleri eleştirecek değilim.Bütün bu düşünceler hep Avrupalılarının teorilerinden çıkarılmıştır. Çünkü Avrupa'da daha teori olan şey, Rus delikanlısının zihninde hemen kesin bir yargı olur. Hem de yalnız gençlerin gözünde öyle değildir, bazı profesörler için bile böyledir. Çünkü şimdi bizim Rus profesörleri ile o Rus gençlerinin arasında çoğu zaman hiç ayrıntı olmuyor. Onun için bütün bu teorileri bir tarafa bırakıyorum."Şimdi ikimizin amacı ne? Benim amacım ne kadar mümkünse o kadar çabuk, sana özümü, yani nasıl bir insan olduğumu, neye inandığımı, neye güvendiğimi anlatmaktır. Öyle değil mi, söyle? Onun için sana şunu bildiriyorum ki, Tanrı'nın varlığını düpedüz ve yapmacıksız kabul ediyorum. Yalnız şunu belirtmem gerekir: Eğer Tanrı gerçekten var ise ve dünyayı yaratmışsa, o halde hepimizin bildiği gibi onu Öklid geometrisine göre insan aklını da ancak üç boyutlu kavrayabilecek şekilde yaratmıştır.Bu arada bazı geometri bilginleri ve filozoflar ortaya çıktı. Üstelik bunların arasında çok değerli olanları vardır. Bunlar tüm evrenin, hatta evreni de içine alan sonsuzluğun bile Öklid geometrisine göre yaratılmış olmasından şüphe ediyorlar. Hatta Öklid'e göre dünyada hiçbir şart altında kesişmeyen, kesişmeleri imkansız olan iki paralel çizginin belki de sonsuzluğun herhangi bir noktasında birleştiklerini hayallerinden geçirmek cüretini gösteriyorlar."Ben şöyle bir yargıya vardım, yavrum: Madem benim böyle bir düşünceyi bile kavramaya gücüm yok, o halde Tanrıyı nasıl kavrayabilirim? Boynumu eğerek şunu açıklıyorum ki, böyle sorunları çözmek için gereken yeteneklerden hiçbirine sahip değilim. Benim aklım Öklid prensiplerine göre işleyen, yani yalnız bu dünyayı kavrayabilecek bir akıldır. Böyle olunca, nasıl olur da bu dünya ile ilgisi olmayan bir konuda karar verebilirim? Sana da öğüdüm bunu hiçbir zaman düşünmemektir, dostum Alyoşa! Hele Tanrı'yı "Tanrı var mı? Yok mu?" sorusunu hiçbir zaman aklına getirme! Bütün bu sorular üç boyutlu düşünceye sahip bir aklın hiçbir zaman kavrayamayacağı şeylerdir."Bu bakımdan Tanrının varlığını kabul ediyorum. Hem de bunu seve seve kabul etmekten başka, "O"nun hikmetine, "O"nun bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir amacı güttüğüne, hayatın belirli bir düzen içinde olduğuna, bir anlam taşıdığına, günün birinde de güya hepimizin birleşeceği kusursuz düzene, bütün evrenin yöneldiği "Kelam"a ve benzerleri olan her şeye, her şeye, hatta sonsuzluğa bile inanıyorum!.. Bu konuda birçok sözler söylenmiştir. Artık bana öyle geliyor ki, iyi bir yoldayım, değil mi?"Öyleyken bütün bunların sonucunu düşündüğüm zaman, Tanrı'ya bağlı olan bu dünyayı kabul edemiyorum. Hem de varlığını bildiğim halde, yani böyle bir dünyanın nasıl varolabileceğine bir türlü inanamıyorum. Kabul edemediğim şey, Tanrı'nın kendisi değil, bunu anla! Ben yalnız "O"nun yarattığı dünyayı kabul edemiyorum, onu bir türlü benimsemeye razı olamıyorum! Ne demekistediğim açıklayayım: Mini mini bir çocuk gibi içtenlikle ve kesin olarak inanıyorum ki, tüm acılar günün birinde dinecek, insanlığın içinde yaşadıkları tüm zıtlıkların gururu yaralayan gülünçlüğü basit bir serap gibi siliniverecek ve tüm ayrılıklar bu atom kadar küçük, güçsüz ve Öklid prensiplerine göre yaratılmış aklımızın çirkin bir uydurması olarak yok olacak.İnanıyorum ki en sonunda, dünya sona erdiği, herşeyin o kusursuz düzene karışmış bir bütün olacağı anda, öylesine değerli bir şey olacak ki, meydana gelen bu değerli şey tüm yürekleri dolduracak, tüm nefretlerin söndürülmesine, insanların yaptıkları tüm kötülüklerin, döktükleri kanların bağışlanmasına yetecektir. O zaman insanların yaptıkları her şey bağışlanacak, hoş görülecek ve başlarından geçen her şeyi hoş karşılamak mümkün olacaktır.Varsın öyle olsun!.. Varsın bu söylediklerimin hepsi gerçekten meydana gelsin ve o dediğim değerli varlık karşımıza çıksın. Öyle de olsa ben gene de bunu kabul etmiyorum, etmek de istemiyorum!"Diyelim ki paralel çizgiler bir noktada birleştiler, diyelim ki bunu ben de kendi gözlerimle gördüm; öyleyken, bunu kendi gözümle gördüğüm halde, sadece "birleştiklerini gördüm" derim, ama gene de, gerçekten öyle olduğunu kabul edemem. İşte, benim anlatmak istediğim bu, Alyoşa!.. Benim tezim budur! Artık bunu sana ciddi söylüyorum.Seninle yaptığımız bu konuşmaya mümkün olduğu kadar saçma başladım, ama sonunda işte bu açıklamaya dek götürdüm. Çünkü biliyorum ki, senin için gerekli olan budur. Senin bilmek istediğin Tanrı'nın varolup olmadığı değildir. Senin için yalnız sevgili ağabeyinin hangi duygular içinde oyaladığını öğrenmek gerekliydi. Ben de bunu söyledim işte.
Read On 0 yorum

İtiraflar ve Aforozlar-O, Onların Dünyasından Değildi...

Pazartesi, Mart 09, 2009
O’nunla sadece iki kez karşılaştım. Oldukça az. Fakat, olağanüstülük zaman kavramıyla ölçülemez. Anında O’nun, o namevcut havası ve şaşkınlığı, fısıltıları (konuşmazdı) belirsiz hareketleri, bir kimseye veya bir şeye takılmayan bakışları ve tapılası bir hayali varlığı beni fethetmişti.“Kimsin? Nerelisin?” soruları O’na hemen sormak istediğiniz sorulardı. Yanıt vermeye muktedir değildi, gizemiyle o kadar tanınırdı ki, bu gizeme ihanet etmeye hiç niyeti yoktu. Nasıl nefes aldığını bile hiç kimse öğrenemeyecek, aramızda ne aradığını da. Kesin olan tek şey buralardan biri olmadığıdır ve ki eğer bizim bu düşmüşlüğümüzü paylaşdıysa, bu sadece nezaketinden ya da biraz hastalıklı bir merakından dolayıdır. Sadece melekler ve şifa bulmazlar O’nun huzurunda hissettiğinize eş duyguları esinleyebilir. Büyülenme ve büyük bir iç sıkıntısı.O’nu ilk gördüğüm an, ürkekliğine, o akıldan çıkmayan, benzersiz; O’na sanki gizli bir Tanrı’ya hizmet ede ede bitap düşmüş rahibe görünümü veren ya da özlemin harap ettiği gizemli, bir daha yaşamın görünümüne uymayacak kadar kötüye kullanılmış esrikliğinin ürkekliğine aşık olmuştum.Dünya nimetlerine boğulmuş olsa da, ki dünyaya kalırsa bu bir talih, O, buna rağmen ülküsel yoksulluğun eşiğinde; Algılanamazlar’ın kalbindeki kendi yoksulluğunu mırıldanmanın alınyazısına sahipmiş gibi görünüyordu. Dahası, sessizlik ruhunun, şaşkınlık evrenin yerine geçince neye sahip olabilir ve neyi dile getirebilirdi ki? Ve Rozanov’un sözünü ettiği Ay Işığı Yaratıklarını önermedi mi? O’nu ne kadar çok düşünürseniz, zamanın görüş ve zevklerine göre o kadar az saygı gösterirdiniz O’na. Gerçek dışı bir ilençti üzerine yığılan. Şükürler olsun ki, nazarlığı geçmişin içine kazınmıştı. Başka bir yerde doğmuş olabilirdi, başka bir çağda, Haworth kırlarının sis ve yıkıntılarının içinde; Bronte kızkardeşlerin yanında…Yüzler hakkında bir şeyler biliyorsanız, yılların kabusu ona verilmiş olsa da, kaderinin katlanmak olmadığını O’nun yüzünde kolayca görebilirdiniz. Yaşarken, yaşamın o kadar küçük bir parçası gibi duruyordu ki, bir daha O’nu hiç görmeyeceğinizi düşünmeden bakmazdınız O’na. Adieu; O’nun doğasının bir işareti ve kanunu, alınyazsının parıltısı, yeryüzünden geçişinin iziydi; bu yüzden onu bilinçsizce değil, Görünmezlerle dayanışma içinde bir yağmur bulutu gibi taşıdı.

Çeviri: Behlül Dündar
Read On 0 yorum

Benim kozmogonim temel kaosa bir üç nokta sonsuzluğu katıyor

''İnandığı zaman inanmadığına inanır, inanmadığı zaman inanmadığına inanmaz.'' ecinniler

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
"çaldığım kendi yerim mi?" [M.Blanchot]

İzleyiciler

İzlek