alacakaranlık düşünürü
"Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?"

macbeth

Pazar, Eylül 27, 2009
'Korkudan yediğim lokma boğazımdan gitmeyecekse,
Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı
Varsın her şey çığrından çıksın,
Bu dünya da yıkılsın öteki dünya da,
İnsana rahat nefes aldırmayan kuruntularla
Beynimizi bir işkence masasına çevirmektense
Ölüp rahat etmek daha iyi,
Rahat etmek için öldürdüklerimizle.'
(III. ii. 165-172)
Read On 0 yorum

nietzsche ve tolstoy'da iyilik fikri

Pazar, Eylül 27, 2009
Söylemek istediğim şey, olgunluk yaşına erişmiş bir insanın, yeryüzünde hüküm süren kötülüğe ilgisizce bakmayı öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği değildir. Tam tersine, olgun bir insanın, komşusunun bahtsızlıklarını genç birinden daha yürekten hissetmesi mümkündür. Ama Tolstoy’un [ziyarete gittiği] Liyapin Düşkünler Evi’nde görmüş olduğu şey hakkındaki duygularını bizim için daha esrarengiz kılan da budur. Öncelikle, düşkünler evi sakinlerinin burada bulunuş ve yaşam koşullarından öylesine etkilenmiştir ki, gözlerine yaş dolmadan ve öfkelenmeden bundan söz edemez. “Ben farkına varmıyordum ama dostlarımla konuşurken gözyaşları içinde bağırıyor ve el kol hareketleri yapıyordum. Bağırıyordum; Bu koşullarda yaşamak imkânsız, imkânsız, imkânsız!” Ama tüm dostları- diye bize anlatmaktadır Tolstoy- bu şekilde heyecanlanmasının nedeninin, gördüğü şeylerin korkunçluğundan değil, kendisinin çok iyi ve yumuşak bir insan olmasından kaynaklandığını kanıtlamaya koyulurlar. Ve bu laflara inanır. Seve seve inandım buna” der, “ve farkına bile varamadan, başlangıçta hissetmiş olduğu sitem ve pişmanlık duygusunun yerinde, kendi erdemlerimden belli bir memnuniyet ve kendi fikirlerimi başkalarına sergileme arzusu hissediyordum”. Çok sonraları Tolstoy dostlarının onu safsatalarla ustaca aldattıklarını, asla erdemli ve iyi bir insan olmadığını anladı: Hatta çok kötü bir insandı.
Read On 0 yorum

sone 139

Pazar, Eylül 27, 2009
Ah, sen kalbimi ezdin geçtin gaddarlığınla;
Şimdi üstüme atma tüm kötülüklerini!
Beni gözünle değil, şu dilinle yarala,
Hileyle değil, gerçek gücünle öldür beni.
Gözüme baka baka, "Sevdiğim başkası," de;
Canım, başka bir yana çevirme o bakışı;
Türlü aldatmalarla yaralmak da niye,
Zaten savunma gücü nedir ki sana karşı?
Seni bağışlasam mı? Ah, sevgilim bilir ki
Güzelim bakışları omuştur bana düşman.
Düşmanları hep benden öteye çevirir ki
Başkaları devrilsin o amansız oklardan.
Vazgeç, işte ben artık yarı ölüyüm ama,
Bak da büsbütün öldür beni, son ver acıma.
Read On 0 yorum

güller başlığı

Cumartesi, Eylül 12, 2009
"...[işte] dünya tarihindeki en büyük hata budur: şeylere sahip olmak veya olmamanın sevinç ve acılarımızın kaynağı sanılması. hayır, benim duygularımı ona (burada sözü edilen o, doğa veya onun parçaları olan şeyler...) sahip olup olmamam değil, başkalarının sahip olup olmadığı belirler. sadece kendi içsellikleriyle yaşayacak kadar zengin ve ince olan ruhlar nesneleri onun sınırlarının ötesine geçmeyecek kadar algılayarak hazla içlerine çekebilirler; ama kitle asla nesnelerin cazibesiyle yetinmeyecek, cazibeyi komşunun yoksun olduğuna sahip olmakla, yoksunluğu komşunun sahip olduğuna sahip olmamakla ilintilendirecektir. değişen mülkün belki yalnızca ilk dolaysız etkisi karşılaştırmayı ört bas eder; fakat kısa zamanda uyum sağlayan hassasiyetimizi yeni düzeyin ince farkları o eski kaba farklar kadar şiddetle uyarırlar. ve yanılsama bizi tekrar dengelemenin sisyphos çabasına sürükler; doğa bu çabaya haddini bildirene ve biz dışarıya kaçarak kurtulmak istediğimiz ıstırabın bizi içimizde kovaladığını anlayana dek."
Read On 0 yorum

Yerine Gelmiş Dilekler

Cumartesi, Eylül 12, 2009
...
Maddeni senden alacağım; vücudunun tüm ağırlığı yok olsun ve geriye yalnızca şekli kalsın. Sana bir de bilmece veriyorum; bu bilmeceyi çözdüğün an vücudunun maddesi ve ağırlığı geri gelecek. Bilmece şöyle:
Yitir kendini
Bütünüyle bende
Kendini bulursun yine -
Ben senin daha iyi Ben`inim
Yine de asla ben değilim
Yakala beni - sen!- yoksa kaçarım yine."
Read On 0 yorum

bahane

Cumartesi, Eylül 12, 2009
"Hayvanlarda benzeri görülmeyen, salt insana özgü bir davranış keşfetmeye çok çalışıldı. Oysa dil ve devlet, hatta ahlâk ve sanatın bile gelişimlerinin ilk belirtilerini in-sanaltı varoluşta bulmak mümkün. Ama bir noktada, insanla hayvan arasındaki mesafede en ufak bir azalma olmamışa benziyor... Kabahati bir de başarıya dönüştüren bahane yalnızca insanın tinsel mülküdür ve en üstün hayvan bile buna cesaret edemezken, en alçak insanın beşiğine türünün vaftiz armağanı olarak konulur."
Read On 0 yorum

Laodikya'daki kilisenin meleğine yaz

Perşembe, Eylül 03, 2009
"Laodikya'daki kilisenin meleğine yaz. Amin, sadık ve gerçek tanık, Tanrı yaratılışının kaynağı şöyle diyor:
'Yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya sıcak olsaydın!
Oysa ne sıcak ne soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım.
Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun.
Zengin olmak için benden ateşte arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını örtmek için beyaz giysiler, görmek için gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum.
Ben sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim. Onun için gayrete gel, tövbe et.
İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.
Ben nasıl galip gelerek Babam'la birlikte Babam'ın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim.
Kulağı olan, Ruh'un kiliselere ne dediğini işitsin."
Read On 0 yorum

Benim kozmogonim temel kaosa bir üç nokta sonsuzluğu katıyor

''İnandığı zaman inanmadığına inanır, inanmadığı zaman inanmadığına inanmaz.'' ecinniler

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
"çaldığım kendi yerim mi?" [M.Blanchot]

İzleyiciler

İzlek