alacakaranlık düşünürü
"Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?"

Zamanda Düşüş, Ezeli Mağlupların Kutsal Kitabı


Aşksız her şey yokluktur.
Kelimelerin -yumruklar gibi- çeneleri kırdığı bir dil düşlüyorum.
Sis havanın sinir zafiyetidir.
Her bebeği müstakbel bir III. Richard görün.
Öyle bir an oluyor ki kendini taklit edemiyorsun.
-Ben-i terk eder etmez, uyurum.
Toplum bize şeyleri nasıl kavrayacağımızı öğretir, buna karşılık varlığımızın sanatı çözümlemeyi; zira vâkıf olunmamış bir müşahedede ne özgürlük ne de “gerçek hayat”  vardır.
Eleştirmenler edebiyatın muhabbet tellallarıdır.
Bütün hınçlar içimizde pusuya yatan şeylerden doğar; birbirimize kavuşamadık, bu yüzden başkalarını asla affetmiyoruz.
Bütün doğumlar kuşkuludur; melekler mutluluktan biçare, zürriyetler düşüklere gebe. Cüzzam sabırsız ve aç gözlüdür, yayılmayı sever. İnsanlığa sebepsiz yere ölmeyi görme korkusunu, bir nesleyse yeisini taşır; ne olursa olsun: her yerde hayatta kalmak isteyen yeterince it kopuk takımı var, bunlardan kaçarak yok olsalar da her zaman kendini feda eden birkaç gudubet bulunur.
“Yalnız”lık yalnız olmayı değil, -yalnız-ı öğretir.
Bir uygarlık efsaneyle başlar, kuşkuyla yıkılır.
İnsan bitkin bir hayvandır.
Bir varlığın gücü hangi noktada yalnız olduğunu bilme imkânsızlığında yatar.
Anlaşılmamış bir düşüş, gülünçlük içinde şiirini kaybeder.
Yahudi-Hıristiyan Monoteizmi İlk Çağ Stalinizmidir.
Biçim açısından yüzeysel olmak, derin olmaktan daha zordur. İlk olarak, birçok bilgi gerekir; ikinci olaraksa; yeteneklerin basit bir uyumsuzluğu. Kültür küçük farktır: derinlik ve yoğunluk. Yapay bir ölçünün bulunmadığı insan zekâsı gerçekliğin ayakları altında çiğnenir. Bu barbarlığın başka bir tarzıdır.
Delilik belki de artık iyileşmeyen bir acıdır.
Bir düşüncenin derinliği; göze aldığı tehlikenin boyutudur: ya düşüncenin mimarı olarak ölürüz ya da düşünmekten vazgeçeriz.
Bir baltaya sap olamamış ülkeler kaderin muğlâklığına saplanırlar. Doğmayı kendimiz seçemediğimizden “yurt” fikri kuşkulu belirsizliklerin bir dile gelmezliği; ne etnik, ne duygusal ne de coğrafi yanıt bulamayan bir soru işaretidir: ?
Olduğumuz ve olmuş olduğumuz şeyi artık olamayız.
Başkalarının omuzlarını basarak yükselen bir insan, aşağıdakilerden daha az özgürdür: yeteneklerine ve ihtiraslarına perçinlenmiş, yetilerinin esiri olmuştur; masraflarını başkalarından çıkarır, selameti pahasına onlara değer verir. Biri ya da bir şey olma mecburiyetindeki kimse özgür olmamıştır.
Kendimi Tanrı sanmak, Tanrı’ya inanmaktan daha kolay geliyor.
Hiçbir şey kendinden hoşnut olmadığı sürece kaybolmaz.
Özgürlük insanın ensesine geçirilen ağır bir boyunduruktur.
Aklımı yitirmek istemiyorum, ama yine de ona mukayyet olabilecek yeterince bayağılık var.
Dünyanın sonu Tanrı düşüncesinin bizzat kendisi zayi olduğunda gerçekleşir. -Peyderpey nisyan ederek- insan önce geçmişini, sonra da kendisini ortadan kaldırır.
Bilgeliği yurtseverlikten başka hiçbir şey yaralayamaz.
Kötülük bizim cazibeli düşüncemiz; yenilgiyse büyüklüğümüzdür.
Bozgunculuğun tek doğru yolu özgürlükten geçer.
Sonuna dek yalnızlığın gururunu yaşayanın artık tek bir rakibi vardır: Tanrı.
Ne derindir ne de gerçektir gizlenen şey; beş para etmez duygular gücünü buradan alır.
Ben arzuları kurumuş bir Sahra, gülden bir sandukayım.
Yozlaşma ve içgüdüsel hiççilik insanı duyum inancına zorlar. Hiçbir şeye inanmadığımız zaman duyular imanlaşmaya başlar. Mide gâiyyeti… Çürüme, gastronomiden ayrılamaz.
Gerçeğe inanan saf; inanmayansa ahmaktır. Tek doğru yol usturanın ağzından geçer.
-Saçma- eylem en yüksek özgürlüğün ifadesidir.
Yaptığımız bir şey ummayı bırakır.
En büyük hayallerden birisi hayatın ölümün esiri olduğunu unutmaktan ibarettir.
Düşünmek, bir yıkıma hazırlanmaktır.
Barbarlığın yurt özlemi uygarlığın son kelimesidir; hatta kuşkuculuğun.
Mutluluğun belirtileri: canlılık, berraklık, temizlik, duruluk.
Derebeylik döneminde köleler katedralleri inşa ediyordu; özgür oldular, artık korku inşa ediyorlar.
Cani bir ruhu olmayan bir şehirli düşünebiliyor musunuz?
Bu beden ‘işkenceci’ kelimesinin ne anlama geldiğini anlamamıza yardımcı olmuyorsa neye yarar?
Bütün ümitsizlikler Tanrı’ya bir ihtardır.
Özgürlük, şeytani bir ahlâk yasasıdır.
Olağanüstü olansa, her günün bize yok olmak için yeni bir neden sunmasıdır.
Cehennem, sonsuzluk için zamana mahkûm edildiğimiz bir yerdir.
Can sıkıcı bir insan canını sıkmayı beceremez.
Antik Çağ Filozofları arasında, insanları aşağılamayı en iyi bilen belki de Epikür’dür. Övmek için iyi bir neden.
Yaşayan her şey kendini gösterir ve bir arzu içinde kendini inkâr eder.
Freud’dan her zaman kuşkulansam da, onu dikkate alan babam olmuştur: anneme rüyalarını anlatır ve böylelikle bütün sabahlarımı berbat ederdi.
Fikirler ölü ezgilerdir.
Selamet kişi zamirinin ortadan kalkmasıdır.
Bir yazar için ana dilini değiştirmesi, bir sözlükle aşk mektubu yazmasına benzer.
Bir ülke üzerinde değil, bir dil üzerinde yaşıyoruz. Bir yurt bundan başka bir şey değildir.
Öngörü hayata karşı bir aşıdır.
Hiçbir şey gösterişsiz değildir, bir cesedin görünüşü bile.
Ölüm; herkesin bildiği bir ağırbaşlılık.
Bir şeyin kaynağına dönme isteği, ölme arzusunu derinleştirir.
Hayat, Tanrı’nın bir takma adı mı?
İnsan ölümü kabullenir, ama ölüm ‘an’ını kabullenemez. ‘An’sızın ölmek, ölmek zorunda olmaktan daha büyük bir meçhuldür.
Her şeyin kökü kazınmalı, intiharın bile.
Ne zaman: Tanrı! diye feryat etsem, feryadımın boşluğu var oluyor. Bu kâfi: daha fazla ne isteyebilirim?
Sırlarımıza saplanıp onları deştikçe; sıkıntıdan huzursuzluğa, huzursuzluktansa korkuya hapsoluruz. Kendini bilmek her zaman pahalıya mal olur. Bilmek, anlıktır. İnsan dibe vurduğunda yaşamaya artık tenezzül etmez. Bilinen bir evrende hiçbir şeyin anlamı yoktur, bu delilik olmasa da.
Olmayı yadsıdığımız birisi kadar asla olamayız.
Kimse doğum felaketinden kurtulamaz, hepimiz büyük bir yara alırız. Böylelikle bir gün iyileşme ümidiyle hayatı kabul eder, sıkıntılara katlanırız. Yıllar geçip gider, yaranın izi hâlâ yerinde kalır.
Normal görünmek veya sağlığımızı koruyabilmek için kendimizi olgunluğa değil çocukluğa uydururuz. Yeryüzü tarafından ihanete uğrar, gözyaşı dökmek isteriz. Nedir bu yüreklilik göstermeyip de acınacak hâlimizi istemek?
Esrik arzularınızla mest olun. Bıkkınlığı, çaresizce vazgeçiş eğilimlerini, dönüşsüz ayrılıkları unutun. Perişanlığa, çetin anlara gardınızı alın, varlığınızın yollarını kapatanlardan sakının.
0 yorum:

Yorum Gönder


Benim kozmogonim temel kaosa bir üç nokta sonsuzluğu katıyor

''İnandığı zaman inanmadığına inanır, inanmadığı zaman inanmadığına inanmaz.'' ecinniler

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Turkey
"çaldığım kendi yerim mi?" [M.Blanchot]

İzleyiciler

İzlek